Tokyo

TokyoJaponya 2. Dünya Savaşı'ndan sonra müttefiklerin önerileri ve yol göstermeleri ile formüle edilen ve 1947 yılında yürürlüğe giren anayasanın hükümlerine göre yönetilir. İmparator bugün sadece ulusal bir semboldür. 47 eyalete bölünen Japonya'da eyaletler yerel seçimlerle işbaşına gelen yerel meclisler tarafindan yönetilir.


Eyaletlerdeki her şehrin belediyesinin, seçimlerde en çok oy alan temsilcilerden oluşan bir meclisi bulunur. Belediyeler, eğitim ve öğretimin kontrolü ve vergi toplama gibi, oldukça geniş yetkilere sahiptir. Japonya tarihinin en önemli özelliklerinden biri, oldukça ayrıntılı ve karmaşık dönemlere ayrılmış olmasıdır. Japonya'da, zamanın imparatorlarının adlarıyla anılan dönemler olduğu gibi, ülke yönetiminin merkez olduğu şehirlerin adlarıyla anılan dönemler de vardır.

Genel Bilgiler

Nüfus: 125,879,000 (1995 sayımı)
Resmi Dil: Japonca
Para Birimi: Japon Yeni
Yüzölçümü: 377,801 km2
Başkent: Tokyo
Önemli Şehirler: Osaka, Kyoto, Hiroşima, Kobe, Fukuoka, Nagoya, Sapporo
Önemli Sanayileri: Otomobil, gemi, elektronik, optik, deniz ürünleri.
En yüksek yeri: Fuji Dağı (3,776 m)
Din: Şinto ve Budizm
Yönetim Şekli: Anayasal monarşi

TokyoDoğu Asya'da, dördü büyük olmak üzere, irili ufaklı yaklaşık 1000 kadar ada üzerine kurulu, anayasal monarşi ile yönetilen bir ülke olan Japonya, kuzeyinde Ohotsk Denizi, doğusunda Pasifik Okyanusu, güneyinde yine Pasifik Okyanusu ve Çin Denizi, batısında Kore Boğazı ve Japon Denizi ile çevrilidir. Kuzeyde Rusya'nın en doğusundaki Sakhalin adasından, güneyde Tayvan'a kadar bir hilal şeklinde uzanır. Japonya'nın genel görüntüsünü oluşturan 4 büyük adası kuzeyden güneye doğru Hokkaido, en büyük adası olan Honşu, dört büyük adanın en küçüğü olan Şikoku ve güneyde de Kyuşu olarak sıralanır. Başkenti ve aynı zamanda en büyük şehri Honşu'da yer alan Tokyo olan Japonya'nın tüm adalarla birlikte toplam yüzölçümü 377,688 km2'dir.

Para

Paranızı ülkeye USD dolar bazında sokup, orada Japon Yen'ine çevirmenizi tavsiye ederiz. Postaneler veya bankalar bu iş için ideal ama postanelerin rate'i biraz daha iyi. Bunun yanısıra Citibank veya herhangibir banka atm'sinden kredi kartınız aracılığıyla para çekebilirsiniz. Bununla birlikte kredi kartınız Plus veya Cirrus Network değilse Japonya'da tamamen kullanışsız olacaktır.

İklim

Japonya ya giderken giyim konusunda da tedarikli olun. Özellikle Haziran ve Temmuz ayı ortası çok nemli. Yazın hava sıcaklığı 38 dedeceye kadar çıkabilir. Kış aylarında soğukluk, özellikle ülkenin güneyinde -2 veya -3 civarlarında olabilir. Sonbahar için Japonya ya gitmek için en iyi mevsim diyebiliriz.

Japon Adaları

JapanKuzeyden güneye yaklaşık 15 derecelik bir enlemde uzanır. Bu yüzden iklim bölgelere göre oldukça büyük farklılıklar gösterir. Yıl boyu ortalama sıcaklık, Sibirya tarafından gelen soğuk kuzeybatı rüzgarlarının etkisiyle, kuzeydeki Hokkaido adasında yaklaşık 4°C iken, sıcak Kuroşio Akıntı'sından (Japon Akıntısı) etkilenen güneydeki Ryukyu adalarında yaklaşık 16°C'yi bulur. Japonya'nın kuzey bölgesinde kışlar dondurucu ve sert, yazlar ise serin geçer. Güneyde ise tam tersine yazın nemli ve oldukca sıcak bir yarı-tropikal iklim görülürken, kışları da ılık ve çok kısa süreli kar yağışlı bir mevsim hakimdir. Japonya, güneydoğu musonlarının geçiş bölgesinde olduğundan yazları çok nemlidir. Yıllık yağış oranı Hokkaido'da 1020 mm'den; Honşu'da 3810 mm'ye kadar bölgesel değişimler gösterir. Ağustos sonlarında başlayan tayfun mevsimi özellikle güney ve batı kesiminde olmak üzere ülke genelinde etkilidir. Tayfunlar her yıl başta denizcilik ve balıkçılık gibi alanlarda ülke çapında büyük maddi zarara ve can kaybına neden olur.

Bitki Örtüsü

Japonya'nın muhtesem zenginlikteki bitki örtüsünün sebebi Japonya'da özellikle yazların sıcak ve nemli olmasıdır. ülkede 17,000'den fazla çiçekli ve çiçeksiz bitki türü bulunur ve bunlar yaygın olarak yetiştirilir. Beyaz ve kırmızı erik, kiraz ve kasımpatı eski zamandan beri en gözde olan bitkilerdir. Japonya dağları Nisan ve Mayıs aylarında açelya ve şakayıkların açmasıyla birbirinden güzel renklere bürünür. Ağustos ayında nilüferler, ve nihayet Kasım'da birçok Japon çiçek festivalinin temel unsuru ve Japonya'nın ulusal çiçeği olan kasımpatları açar. Diğer önemli çiçekler olarak farekulağı, çan çiçeği, keklik çiğdemi (glayol) ve onlarca tür zambak sayılabilir. Birkaç çeşit yabani kır çiçeği türüne de rastlanır.

Japonya park ve bahçe uygulamalarıyla da dünyaca ünlü bir ülkedir. Japon bahçeleri doğanın minyatür bir sembülüdür. Tabii ki, özel yöntemlerle üretilen ve saksıda yetiştirilen, bonsai ağaçlarını da unutmamak gerekir.

BonsaiBonsai'in ilk olarak 1000 yıl kadar önce Çin'de bulunduğu sanılmaktadır. Japonya'ya gelmeşi ise dış kültür etkilerinin en hareketli olduğu dönemlerden biri olan Kamakura dönemine (1183-1333) rastlar. Bonsai, normal büyüklükteki ağaçlardan üretilir. Herhangi bir ilaç ya da kimyasal madde kullanılmaz. Ekimi ise normal ağaç ekimi ile aynıdır. Tohum, filiz yahut toprakta köklendirilmiş fidan, küçük bir saksı ya da tabağadikilerek kökleri ve dalları düzenli aralıklarla ve belli tekniklerle budanır. Bu şekilde ağaç yaş ve görüntü olarak gelişir ancak büyümez. Boyları 5 santimetre ile 1 metre arası değişir. Ağaçlar, boyları büyümeyen özel cüce ağaç türleri değil, her yerde rastlanabilen sıradan ağaçlardır. En çok kullanılanlar ise çam, bambu ve eriktir. İyi bakılan bir Bonsai ağacı yüzyıllarca yaşayabilir ve nesilden nesile aktarılır. Bonsai, oldukça zor bir uğraştır. Sadece temel konularda uzmanlaşmak bile 5 ila 10 yıl alabilir. Bir Bonsai ağacı, tabağı ve toprağıyla birlikte Yeryüzü ve Cennet'in aynı saksıdaki birlikteliğini temsil eder. Küçük bir saksının içindeki az bir toprak parçasının bile kendi Başına bir tabiat yaratabileçeğinin; bu ruha ve güce sahip olduğunun ifadesidir. Ağaç her zaman saksı ya da tabağın merkezine yerleştirilir. Bu sadece görsel bir simetri için değil Bonsai kültürünün felsefesini tamamlamak için gereklidir. Merkez her zaman yeryüzü ile cennetin buluştuğu kutsal yeri temsil eder ve bu yeri hiçbir şey işgal edemez. Geleneklere göre Bonsai yetiştirmek için asıl olarak üç elemanın gerekli olduğu söylenir: Şin-Zen-Bi yani Gerçek-İyilik-Güzellik.

Eğitim

Çok gelişmiş bir eğitim sistemine sahip Japonya'da okur-yazar oranı %100'dür. İngilizce yabancı dil olarak ortaokuldan itibaren zorunlu olarak verilir.

Japon Alfabesi

Japon yazısı üç hece alfabesinden oluşur.
  - Hiragana: 43 heceden oluşur ve Japonca kelimeleri yazmak için kullanılır.
  - Katakana: 43 heceden oluşur ve yabancı kökenli kelimeleri yazmak için kullanılır.
  - Kanji: "Jooyoo Kanji" 1945 karakterden oluşur ve Çince kökenli kelimeleri yazmak için kullanılır.
  - Roomaji: Japonca kelimelerin Latince transkipsoyonudur.

Yazı Reformu

HiraganaJapon dili diger dillerle karşılaştırıldığı zaman çok karmaşık bir dildir. Bu dilde üç ayrı yazı çeşidi vardır. Ayrıca buna birde Roomaji'yi (Latince harfler) eklersek işin içinden çıkmak iyice zorlaşır. Bu yüzden Japonlar defalarca yazı sistemlerini basitleştirmeye veya değiştirmeye teşebbüs etmişlerse de her defasında vazgeçmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra 1946 yılında Kokugo Shingikai 1850 Tooyoo Kanjiyi (Çince karakterlerin güncel kullanımı) yayınladı. 1948 tarihinden itibaren toplam 1850 Tooyoo Kanjiden 881 Kanjinin, Japon ilk öğretiminde öğrenilmesi mecbur tutuldu (Kyooiku Kanji).1981'de yapılan yeni bir yazı reformu ile Kanji sayısı Jooyoo Kanji (Çince karakterlerinin genel kullanımı) adı altında 1945'e çıkartıldı. İlk öğretimde mecbur tutulan Kanji sayısıda 881'den 996'ya yü|kseltildi. Ayrıca iki hece alfabesi Hiragana ve Katakana, 46'şar heceden oluşmaktadır (bkz. Hiragana ve Katakana hece tablosu). Bugün Jooyoo Kanjinin tüm Japon basın ve yayın organlarında (gazete, dergi vb.) kullanılması sınırlandırıldı.

Din

Japon toplumu toplumsal ilişkilerin şekillendirilmesinde dini inanışlardan çok, güçlü sosyal ve bireysel değerler üzerine kurulu bir toplumdur. Uyumluluk ve karşılıklı bağımlılığın vurgulandığı eğitim sisteminin bunun sürdürebilir kılınmasında önemli bir yeri vardır.

Konfüçyüs geleneğiyle Japon sosyal düzen anlayışı arasında sıkı bir ilişki vardır. Bireylerin toplumdaki sosyal rollerine uygun davranışlar göstermesi gerekliliğinin temelinde bu dini inanış gelmektedir. Buda toplumda hiyerarşiyi doğallaştırır. Bu da bireyler arasında muhatabın gerçek anlamda kim olduğunun bilinmemesi durumunda doğabilecek yanlışlıklardan kaçınmak amacıyla iletişimi güçleştirir. Japonca statü farlılıklarını ifade etmenin en önemli aracıdır.

Buna rağmen Modern Japon toplumunun seküler olduğu söylenebilir. Hastalıkların ve ölümün modern top teorileriyle açıklanmasına rağmen, hastalanmış bir Japon aynı zamanda hem tıp doktoruna, geleneksel Çin tıbbı konusunda yetkin bir 'doktor"a yada yerel bir tapınağa gitmesi çok doğaldır. Tıp doktoru hastalığın bir enfeksiyondan kaynaklandığını, diğerinin vücut dengesinin sağlıklı olmadığından kaynaklandığını, tapınağa gitmenin nedeni de ilahi anlamda temizlenmenin bir aracı olarak görülebilir. Üniversite giriş sınavına çalışan bir öğrencinin başarısının çok çalışmaya bağlı olduğunu bilmesinin yanında tapınağa gidip dua etmesi de aynı düzeyde normaldir.

Yukarıda ifade edilen değerler çeşitli dini ve felsefi geleneklerden gelir. Temeli antik Japon dini olan Şintoizm tarafından şekillendirilen Japon dünya görüşü, hiyerarşi, sadakat, imparatorun tanrının oğlu olduğu anlayışlarını Konfüçyüzimden almaktadır. Budizm ise toplumsal yaşamın, sanat ve tapınakların arkasındaki temel değerdir.

19. Yüzyıl'ın ikinci yarısında Şinto dini ulusal din olarak ilan edildikten sonra, imparatorun tanrılık vasfı ve diğer kutsal ve yüksek vasıflarının da ağırlığıyla, tüm Japon halkı dini kökenlerine bakılmaksızın Şinto tapınaklarında ibadet etmeye zorlandı. 1946'da Müttefik kuvvetlerin zorlamasıyla Şinto dini devlet dini olmaktan çıkarıldı ve imparator Hirohito Tanrı olmadığını resmen kabul etti. 1947 yılında Şinto resmi din olmaktan çıkarıldı ve mutlak dini özgürlük resmi olarak ilan edildi.

Japonya'da en yaygın inanç Şinto olarak görülmesine rağmen, aslen Şinto dini Budizm'in etkisiyle büyük bir değişime uğradığı için, genel inanış Budizm'dir. Bu yüzden şintoist olan kesimin büyük kısmı aynı zamanda budisttir. Hıristiyanlık, Rum Ortodoks, Protestan ve Roma Katolik mezheplerinde görülmesine rağmen hıristiyan kesimin oranı %1-2'yi geçmez.

Japon Kültürü

Örf ve Adet

a) Temel Görgü Kuralları
Japonya'daki en temel görgü kuralı selam vermedir. Klasik selam verme, eller aşağıda bacakların üzerinde olmak kaydıyla başı ve beli öne doğru eğerek yapılır. Genel kanının aksine, el ayalarını göğüs önünde birleştirerek selam vermek doğru değildir. Bu şekil çoğunlukla dua ederken kullanılır.

Ziyarette; Eve, okula, hastaneye girerken ayakkabı çıkarılır; terlik giyilir. Çıkarılan ayakkabı, burnu kapıya bakacak şekilde çevrilerek düzeltilir. Ev sahibine verilen rahatsızlıktan dolayı özür dilenerek içeri girilir. Resmi ya da yarı resmi ziyaretlerde hediye götürmek adettendir. Hediye olarak mevsime uygun meyveler ve şekerlemeler en uygun olanlardır. Hediyeyi verirken, "Size layık değil ama..." ya da "Sizin ağız tadınıza uyacak kadar iyi/lezzetli bir şey değil ama..." gibi alçakgönüllü ve saygı ifade eden sözler söylenir. Ev sahibinin sunduğu yiyecekleri -sağlık açısından ya da dini olarak bir sakınca olmadıkça- reddetmek kabalık sayılır. Ayrılırken, ev sahibine konukseverliğinden dolayı teşekkürler edilir. Birkaç kez teşekkür etmek kibarlık sayılır. Son olarak çıkarken bir kez daha teşekkür edilir ve verilen rahatsızlıktan dolayı özür dilenir ve selam verilerek çıkılır. Bugün pek uyulmasa da, ev sahibine sırtını dönerek çıkmak kabalık sayılır. O yüzden geri geri çıkmak daha doğrudur. Bu kural birinin odasından çıkarken de uygulanır.

Hastane ziyaretlerinde buket çiçek götürmek -çiçekler köksüz olduğu için, hastanın gözü önünde günden güne solup gideceğinden- kabalık sayılır. Tanışma sırasında kart alışverişi yapılır. Kartlar konuşma sırasında eğer oturuluyorsa önündeki masa ya da sehpaya dizilir. Tapınakları ziyaret etmeden önce girişteki çeşmede eller ve ağız yıkanır. İçeride mümkün olduğunca gürültü çıkartmamaya özen gösterilir.

Sofra Kuralları; Japonya'da yemek Haşi ile yenir. Yemeğe başlamadan önce "itadakimasu" denir. Bu kelime "alıyorum" anlamına gelir. Yenecek olan bitki ya da hayvana, minnet ve teşekkürleri ifade eder. Anlamını genişletecek olursak: "Sen benim için, beni yaşatmak için öldün/öldürüldün, ben de senin bedenini tüm minnet ve teşekkür duygularımla alıyorum/kabul ediyorum" demektir. Yemek yer sofrasında, minderlerde oturularak yenir. Genellikle ortaya büyük tabaklarda gelen yemeklerden herkes kendi tabağına Haşi ile alır. Kendi tabağına yemek alınırken Haşi'nin ağıza giren kısmı değil diğer tarafı kullanılır.

Tabağa alınacak yiyecek önceden gözle seçilir ve karar verdikten sonra bir kerede tabağa alınır. Haşi ile karıştırmak, aldıktan sonra vazgeçip geri koymak kabalık sayılır. Yemeği alırken Haşi'yi doğru kullanmak önemlidir. Haşi'yi yiyeceğe saplayıp almak büyük görgüsüzlük sayılır. Eğer Haşi kullanamıyorsanız, çatal-bıçak istemekte hiçbir sakınca yoktur.

Hiçkimse kendi bardağını kendi doldurmaz. Yakınınızdaki insanların bardaklarını sürekli kontrol etmek, boşaldıkça doldurmak kibar bir davranıştır. Kendi içkisini doldurmak, yanındakilerin ilgisizliklerini yüzüne vurmak gibi anlamlara gelebileceğinden, iyi bir davranış değildir. Eğer kimse gerçekten içkinizi doldurmuyorsa en iyi yol sizin başkalarına içki sunmanızdır. Böylece sizin bardağınızın da boş olduğu farkedilir.

Yemek bittikten sonra teşekkür edilir. En yaygın ve kibar şekillerden biri "goçisosama deşita" dır. Bu "lezzetli yemekler için teşekkürler" ya da "herşey çok güzeldi, teşekkürler" gibi anlamlara gelir.

b) Günlük Yaşam
İkinci Dünya Savaşı'ndan önceki dönemde, balıkçılık ve tarıma dayalı bir toplum olması nedeniyle köy hayatı hakimdi. Ancak savaş sonrası dönemdeki sanayileşme ile birlikte şehirleşme hızlandı.

Günümüzde halkın %78'i şehirlerde yaşar. Ancak, güçlü ülke ekonomisi ve gelişmiş teknoloji sayesinde köy ve şehir hayatı arasında büyük farklar yoktur. Elektrik, su ve doğal gaz ağı yurdun en ücra köşelerine kadar uzanır. Ayrıca ulaşımda da güçlükler yaşanmaz. Japonya'nın en küçük noktalarına kadar ulaşan tren yolları ve otoyollar bulunur. Hizmet, iletişim ve ulaşım ağlarının gelişmişliğinin sonucu olarak da köy ve şehir arasındaki fark giderek ortadan kalkmaktadır.

Aile; Geleneksel Japon ailesinde baba geç saatlere kadar çalışır; anne ise eve ve çocuklara bakar. Baba'nın evde fazla zaman geçirmemesi yüzünden aile içindeki iletişim azdır. Dışardan bakıldığında Japonya'daki boşanma oranının batı ülkelerine göre az olması dikkat çekse de bunun sebebinin, sağlıklı aile yapısı değil, aile içindeki iletişim eksikliği olduğu gerçektir.

Ev ekonomisinden anne sorumludur. Aileyi ekonomik olarak destekleyen baba, kazandığı paranın tümünü anneye verir. Anne, bu paranın içinden babanın aylık harçlığını verir ve geri kalanını diğer harcamalarda kullanır. Her ailenin en büyük rüyası kendi evlerine sahip olmaktır. Kazanılan paranın büyük kısmı, ev ve araba taksidi ve çocukların gelecekteki okul masrafları için yapılan birikimlere harcanır.

Geçmişte iki ya da üç neslin birarada yaşadığı Japonya'da bugün çekirdek aile yapısı görülmektedir. Gün geçtikçe ailelerdeki çocuk sayısı azalmakta, buna paralel olarak Japonya'nın nüfusu giderek yaşlanmaktadır. Yaşlı nüfus Japonya'nın en büyük problemlerinden biridir. 2030-2040 yıllarında dünyanın en yaşlı nüfusuna sahip ülke olacağı tahmin edilmektedir. Çocuk sayısının azlığının sebeplerinden biri, yukarıda sözünü ettiğimiz sağlıksız aile yapısıdır. Diğeri ise, giderek zorlaşan hayat şartları karşısında evli çiftlerin çocuk yapmak istememeleri olarak görülebilir.

Kadın/Erkek; Kadın ile erkek hakları arasındaki eşitsizliğin giderek azaldığı günümüzde, Japonya da bu değişime ayak uydurmaya çalışmaktadır. Yaygın ve çok yüksek standartlı bir eğitim sistemi, sağlam ekonomisi, yüksek teknolojisi ve mükemmel denebilecek iletişim ağıyla dünyanın en gelişmiş ülkelerinden sayılan Japonya, tüm bu gelişmişliğine rağmen oldukça ataerkil bir yapıya sahiptir. Kadınların politikaya katılım oranı çok azdır. İş hayatında ise tüm yüksek mevkilerde erkekler bulunur. Birçok şirkette kadınlar, kendileriyle aynı işi yapan erkeklerden daha az maaş alırlar (...ve nedense hiç bir kadın buna ses çıkarmaz!). Japonya'da kadınların bireyden çok süs olarak görülmesi, tarihi çok eskilere dayanan bir düşünce tarzıdır. Ancak bu durum -gün geçtikçe azalmakla beraber- bugün de devam etmektedir.

Geleneksel Sporlar
  • Sumo
  • Aikido
  • Kyudo
  • Kendo
  • Judo
  • Karate
Yemek Kültürü
  • Geleneksel Japon Yemekleri
  • Çay Seremonisi
  • Yemek Tarifleri
Geleneksel Uğraşlar
  • Bonsai
  • Origami
  • İkebana
  • Taçibana
  • Şodo (Kaligrafi)
İnançlar
  • Şintoizm
  • Budizm
  • Hıristiyanlık

Ulaşım

TokyoBugünkü haliyle Tokyo dünyanın en güvenli ve modern şehirlerinden biri. Bununla birlikte geleneksel yaşam tarzı, sanat ve kültürünü bir arada bulabileceğiniz bu şehir size unutamayacağınız bir tatil seçeneği olabilir.

Tokyo için yüzlerce şehri içinde bulunduran şehir dersek yanılmayız. Çekirdeğinde İş merkezi Chiyoda Ward, doğuda eski Edo kenti Shitamachi, batıda şuanki Japon Hükümetinin bulunduğu gökdelenler şehri Shinjuku bulunmakta. Bunun yanı sıra, tüm ana istasyonların etrafında mega department storelar, alışveriş ve restaurant bölgeleri bulabilirsiniz. Fakat Tokyo hakkındaki en ilginç şey; nerede olursanız olun, bir adım atarak bir caddeye veya iki geride bulunan ana yola giderek toplumun hala yardım eli uzatmak ve gülümseme anlamına geldiğini anlayabilir, bunu da insanların iletişimi sayesinde bulabilirsiniz.

Tokyo için bir başka supriz noktası ise şehrin hemen her yerinde bulabileceğiniz parklar ve bahçeler. Ayrıca Tokyo temiz ve ulaşımı kolay olan bir metropol. Suç oranının düşük olması ve toplu taşıma sisteminin yaygın olması Tokyo'nun gurur tablosunda yer almakta. Yine bilgisayarın tüm olanaklarını kullanan Japonlar şehirlerini yaşanabilir bir yer haline getirmişler. Hiç çekinmeyin ve bir Japon'la konuşmaya çalışın. Büyük bir gülücük veya mahcup bir gülümseme ile karşılaşsanız da Tokyo halkı evlerinde misafirlere büyük bir memnuniyetle bakar.

Japonya'da taşımacılığın kalbi demiryollarıdır. 1907'de devletleştirilen demiryolları 1987'de tekrar düzenlenerek özel sektore devredilmiştir. 1990 başlarında demiryolu uzunluğu, %71'i elektrikli olmak üzere, yaklaşık 25 bin km'dir. Bunun dışında uzunluğu 7,000 km'den fazla olan ve ilk olarak 1964 yılında hizmete giren hızlı tren Şinkansen hattı, şehir merkezlerini birbirine bağlayan hızlı ulaşım araçlarının en önemlilerindendir.

Japonya yaklaşık olarak 1 milyon 200 bin km karayoluna sahiptir. Bunun 6,000 km'den fazlasını ekpress otoyollar oluşturur. Bugün Japonya'daki araç sayısı yaklaşık olarak 45 milyondan fazla binek otomobili ve 25 milyon kadar da ticari araç olarak görülmektedir.

Japonya, toplam 11,000'den fazla gemiden oluşan dünyanın en büyük ticari filolarından birine sahiptir. Uluslararası hava taşımacığında önde gelen Japonya Hava Yolları 1951 yılında kurulmuştur. Kurulduğu ilk yıllarda iç hat seferleri yapan başka onemli bir şirket All Nippon Hava Yolları ise son yıllarda uluslararası seferlere de başlamıştır. Dünya'da ilk kez denizin ortasına kurulan yapay bir adaya inşa edilen havaalanı olan Kansai Havaalanı 1994 yılında hizmete girmiştir. Kansai, dünyanın en büyük 5 havaalanı içinde yer alir. Geçmiş yıllarda Türkiye-Japonya seferleri çok az olmasına rağmen bugün Japon turistlerin artan ilgisine paralel olarak her gün birkaç havayolunun seferleri bulunmaktadır.

Eğlence Sanat ve Kültür

EglenceKonserler, oyunlar, opera ve bale, yerli danslar, Tokyo'da bulabileceğiniz şeylerden sadece bazıları. Bunlara ek olarak, stand up showlar, kabuki oyunları ve tiyatrolar birkaç seçenek daha. Geceler jazz evlerinin, dans kulüplerinin, restoranların bulunduğu Roppongi, Akasaka ve Aoyama'da hep çok uzundur.


Japonya'da bugün en popüler eğlence yerleri meyhaneler ve karaoke barlarıdır. Genelde arkadaşlar birkaç hafta önceden sözleşir. Önce meyhane ya da restoranda yenip içtildikten sonra karaoke barlara gidilir. Karaoke barlarında birçok özel oda bulunur. İçlerinde bir adet TV ve bu TV'ye bağlı kompleks bir diskçalar sistemi ve oturma yerleri olan bu odalar saat başı para ödenerek kiralanır. Diskçaların içine yüklü olan binlerce şarkıdan biri seçildikten sonra, TV'deki video klip ve altyazılara uygun olarak söylenir. Hemen tüm karaoke barlarının şarkı listesinde, Japonca çoğunlukta olmak üzere, İngilizce, Çince, Korece ve diğer dillerden binlerce şarkı bulunur.

Eğlence denince, Japonya'ya özgü olan Paçinko'yu da unutmamak gerek Kumarhanelerdeki kollu makinelerle, tilt makineleri karışımı bir makine ile oynanır. Makineye nakit para yerine, Paçinko plazalardan alınan küçük bilyeler atılır. Ve tabii ki para değil bilye kazanılır. Daha sonra bilyelerin bazı eşyalarla değiştirilmesi mümkündür. Yüzlerce yıllık geçmişe sahip Japon festivalleri, bugün de genç-yaşlı herkesin katıldığı eğlencelerdir.

Japon Müziği

Kabuki TiyatrosuKlasik Japon müziği genelde küçük bir çalgı grubu eşliğinde seslendirilir. Kompozisyonlar co-ha-kyu denilen üç kısımdan oluşur. Bunlar başta bir ya da iki sesle giriş, daha sonra seslerin ve diğer çalgıların katılımıyla kompozisyonun geliştiği orta bölüm ve sona doğru akışı iyice hızlanan bitiş bölümü olarak tanımlanabilir. Bu sistem, küçük farklılıklarla (örneğin bazen bitiş bölümünde de aynı giriş gibi seslerin bir yada ikiye indirilmesi) genelde tüm Japon klasik müziğine hakimdir.

Dini Müzik; Kagura yani Tanrı'nın Müziği, Japonya'nın eski çağlarından bugüne gelen dini olan Şinto'nun müziğidir. Genel olarak tapınaklarda ya da geleneksel festivallerde icra edilir. Şarkılar ve danslar tanrılara olan saygı ve minnet'in ifadesi olmakla beraber, onları eğlendirmek için yapılır. Festivallerde davullar, çıngıraklar ve flütlerden oluşan bir grup tarafından seslendirilir. Dansçılar tapınak içinde ve dışında, arasına tanrılara söylenen şarkılar serpiştirilmiş danslarını sergilerler.

Budist tapınaklarındaki müziğin şarkıları ise Hindu, Çince ve Japonca dillerinin herhangi biriyle söylenir. Müzik belirli aralıklarla duyulan çanlar ve ziller ile birlikte söylenen oldukça süslü şarkılar ve sertbest ritmiyle dikkat çeker. Bazen müziğe flüt, davul ve üç telli bir saz olan Japonya'nın geleneksel çalgısı şamisen eşlik eder.

Modern Japon Müziği; Mutsuhito 1867 yılında, Meiji adıyla imparator olduğunda, Batı kültürleri Japonya'da yavaş yavaş kabul görmeye; doğal olarak bu kültürlerin etkilerinden nasibini alan Japon müziği de batı formlarında eserler vermeye başladı. Bugün Japonya'da batı standartlarında birinci sınıf orkestralar, opera ve bale toplulukları ve profesyonel müzik ve dans okulları bulunmaktadır. Bununla beraber klasik Japon müziği ve dansları da hala eski popülerliğini korumaktadır. Batı müziğinin Japonya'da profesyonel olarak öğretilmesi, Berlin'de eğitim gören Suzuki Şin-içi'nin önderliğinde başlar. Özellikle çocuklara müzik (özellikle de keman) öğretimi için geliştirdiği metod bugün ABD'deki birçok okulda da kullanılmaktadır. Önde gelen modern Japon bestecilerinden biri olan Takemitsu Toru, Japon enstrümanlarını kullanarak batı tarzında müzikler geliştirmiş ve başarılı sentezler yapmıştır. En ünlü ve önemli eserlerinden olan Requiem for Strings ve November Steps, New York Filarmoni Orkestrası'nın repertuvarında yer almaktadır. Sanatçı ayrıca ABD'li ünlü piyanist Peter Serkin için sayısız eserler bestelemiştir.

Halk Müziği; Japon halk müziğinin temel yapısı bugün dini festivallerin müziklerinde, işçilerin çalışırken söyledikleri "iş şarkıları"nda ve danslarda görülür. Maskeli danslar, halk tiyatrosu, ve toplu dans gösterileri gibi halk eğlencelerinin hepsinin içeriğinde müzik vardır. Japonya'nın asıl yerlisi olarak bilinen kuzey Japonya'daki Ainu'ların ayrı bir müzik gelenekleri vardır. Ainu müziği, kuzey Asya kültürü ile bağ kurulabilecek özellikler taşır.

Japon Tiyatrosu

No Tiyatrosu; 14. Yüzyılda Japon tiyatrosu, gelmiş geçmiş en büyük eserlerinden birini yarattı: No Tiyatrosu. No oyunları, baş karakterin duygularının ve düşüncelerinin bir ifadesi olan ağırbaşlı ve gösterişli dansların eşlik ettiği, Japon edebiyat klasiklerinin şiirsel dille sahneye uyarlanmış hali olarak başlar. No ile birlikte genelde Kyogen denen gülmece oyunları da icra edilir.

No tiyatrosunu gerçek bir sanat haline getirenler, iki oyun yazarı Kanami Kiyotsugu ve oğlu Zeami Motokiyo'dur. 1374 yılında bir Aşikaga şogununun, Zeami'nin performansını izlemesinden sonra No, Aşikaga yönetimi tarafından himaye altına alındı. Zeami, No tiyatrosunu saf ve asil bir sanat haline getirmesine rağmen, onun ölümünden sonra No, yaratıcı ruhunu ve enerjisini kaybederek standart bir tören haline geldi. Bugün sahnelenen birçok No oyunu, bu konudaki en büyük otorite olarak kabul edilen, Zeami'ye aittir. No, 1868 yılındaki Meici devriminden sonraki kısa bir dönem -yasaklanan şogun yönetimiyle bağları bulunduğu gerekçesiyle- ortadan kaldırılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Ancak o güne dek oluşan özel izleyici kitlesi ve popülaritesi ile ayakta kalmayı başardı.

Kukla Tiyatrosu ve Kabuki; 15. Yüzyıl'ın sonlarında iki yeni tiyatro türü doğdu: Joruri ya da Bunraku denen Japon kukla tiyatrosu ve Kabuki. Japon kukla tiyatrosu başlıca üç elemandan olusur; kuklalar, oyundaki şarkıları ve kuklaları hem seslendiren hem de oynatan kuklacılar ve Şamisen sanatçıları. Japonya'nın en büyük oyun yazarı olarak kabul edilen Çikamatsu Monzaemon (1653-1724), özellikle kukla tiyatrosu dalında sanat değeri bakımında belki de dünyanın en iyi eserlerini vermistir. Kukla tiyatrosu için 50'nin üzerinde oyun yazan Çikamatsu'nun ünlü eserlerinden biri 1715 yılında yazdığı Kokusenya kassen (Kokusenya Savaşı) adlı oyundur. Kukla tiyatrosu 18. Yüzyıl'da en parlak dönemini yaşadıktan sonra popülaritesini yavaş yavaş Kabuki'ye kaptırmıştır.

Tüm bu klasik tiyatro sanatlarının dışında, 20. Yüzyıl'ın başlarından itibaren, hem Japon dilinde yazılmış hem de yabancı dillerden çevrilmiş batı tarzı tiyatro eserleri de gelişti ve ilgi gördü. Bazı 20. Yüzyıl oyun yazarları, gerek modern psikolojiyi kullanıp klasik Japon hikayelerini yeniden yorumlayarak, gerekse Macbeth gibi klasik batı eserlerini Kabuki tiyatrosuna uyarlayarak, Japon tarzı ile batı tarzı karışımı eserler yaratmaya çalıştılar. Bunlardan en ünlüsü Mişima Yukio'nun Beş Modern No Oyunu adlı eseridir. Diğer önemli bir modern uyarlama ise, Kinoşita Cunci'nin eski halk hikayelerinden derlediği Yuzuru'dur (Alacakaranlıkta Turnalar).

JAPON EDEBİYATI

İlk olarak kurgu, şiir, deneme ve oyun alanlarında gelişmiştir. Genel olarak Yamato Dönemi, Heian Dönemi, Kamakura-Muromaçi Dönemi, Edo Dönemi ve modern dönem olarak 5 bölümde incelenebilir.2. Dünya Savaşı'ndan sonraki dönemde Japon edebiyatı, birçok dünya edebiyatçısı tarafından takdir ve beğeni görmüştür. Bunların belki de en başta geleni olan ABD'li Donald Keene'nin araştırmaları ve çevirileri, Japon edebiyatını, Dünya edebiyatının değişmez bir parçası yapmıştır.

IKEBANA

Kelime olarak yaşatılan çiçekler anlamına gelir. Geçmişi, Budizm dininin Japonya'ya ilk girdiği 6. yüzyıla kadar uzanır. Ilk olarak Budist tapınaklarındaki tanrılara sunulan çiçeklerin düzenlenmesiyle başlamış daha sonra birçok ikebana okulunun açılmasıyla gelişerek bugünkü halini almıştır. Budizm'deki dinsel çiçek sunuş şekli (kuge), 7. Yüzyıl başlarında Ono-no Imoko tarafıdan Japonya'ya tanıtıldı. Buna göre üç nesne önemliydi (mitsugusoku): Bir adet tütsü, yanında bir mum ve içinde çiçekler olan bir vazo. çiçekler, vazonun ortasına, yaklaşık bir buçuk katı yüksekliğinde dikey bir dal ve bu ana dalın sağ ve soluna doğru eğimli şekilde simetrik olarak yerleştirilen iki ilave dal şeklinde düzenlenirdi.

GEYŞA

Geygi ya da Geyko da denir. Japonya'da eski tarihlerden bu yana eğlence hayatında erkek müşterilere şarkı, dans, sohbet ve oyunlar ile eşlik eden kadınlara verilen ad. Geyşa dünyası Japonca'da "ka-ryu-kai" yani "zevk dünyası" olarak adlandırılır. 1920'lerin başında 80 bin'i bulan Geyşa'ların sayısı, 1980'lerin sonuna gelindiğinde 10 bin'e kadar düşmüştür. Bunun en önemli nedeni, batı tarzı barların ve burada çalışan kadınların daha popüler hale gelmesidir.

GeisaGeyşalık Mesleği

Japonya eğlence dünyasında çalışan diğer kadınlardan farklı olarak, Geyşa'lar mesleklerini ömür boyu sürdürebilirler. İyi bir Geyşa olmak için güzellik ve gençlikten çok, güzel sanatlara ve müziğe olan yetenek, tatlı dillilik ve müşteriyi iyi ağırlama gibi özellikler önemlidir. Bu yüzden ileri yaşlarda da Geyşa'lığı sürdürmek mümkündür. Mesleği bırakan Geyşa'lar genelde, bar ya da restoran açmak gibi, eski işleriyle bağlantılı işler yaparlar. Müşterileriyle evlenip işi bırakan Geyşa'lara da rastlanır.

Geleneksel Geyşa'lık mesleğinde her Geyşa'nın duygusal, cinsel ve ekonomik olarak ilişkide olduğu bir "danna" sı yani koruyucusu vardır. Ancak günümüzde koruyucuya sahip olmak ya da olmamak Geyşa'nın kararına kalmıştır. 2. Dünya Savaşı'na kadar olan dönemde Geyşa olarak yetiştirilmiş bir kızın, Geyşa'lık seviyesine gelebilmesi için "mizuage" töreni yapılırdı. Mizuage töreninde Geyşa, tam bir eğitim aldıktan sonra hatırlı bir müşteriye çok büyük paralar karşılığında bekaretini verir; çoğunlukla aldığı paranın büyük kısmını kendini yetiştiren Geyşa evine eğitim masrafları olarak öderdi.

Bugünkü Geyşa evlerindeki kurallar çok sıkı değildir. Sadece müşterilerden alınan bahşiş ve hediyelerle bile geçinmek mümkün hale gelmiştir. Bu yüzden bütünüyle Geyşa evine bağlı olarak çalışanların sayısı azalmaktadır

Yetiştirme: Nerede olursa olsun, bir Geyşa en az birkaç sanat dalında eğitim görmek zorundadır. Bu eğitim genel olarak birkaç tür geleneksel dans, Şamisen çalma ve birkaç makamda şarkı söylemeyi kapsar. Geyşa olacak kızlar, küçük yaşta yetişmesi için Geyşa evlerine verilir. Şikomi denen bu kızlar tüm ev işleriyle ilgilenir. Kızlar, disiplin edilmesi için çok ağır şartlar altında çalıştırılırlar. 13 yaşından 18 yaşına kadar olan dönemde kızlar, acemi Geyşa olarak çalışırlar. Bu yaşlardaki acemi Geyşa'lara Tokyo ve çevresinde "hangyoku" yani yarı-mücevher, Osaka ve Kyoto çevresinde "maiko" yani çocuk dansöz denir. Acemi Geyşa'lık döneminde giyilen özel bir Kimono ve özel bir saç şekli vardır.

Ancak günümüzde acemi Geyşa'lık, Tokyo'da tamamen ortadan kalkmış olup, Kyoto'da ise giderek azalmaktadır. Japonya'da kanun gereği herkesin ilk ve ortaeğitim görmesi zorunludur. Yani bugün Geyşa eğitimi en erken 15 yaşında başlayabilmektedir ki bu yaş eski tarihlerde bir Geyşa'nın "Maiko" luktan Geyşa'lığa geçtiği bir dönemdi. Bu yüzden Geyşa evlerindeki kurallar ve uygulamalar eskiye oranla oldukça değişikliğe uğramış, modern sosyal, ahlaki kurallar ve resmi kanunlara uygun hale gelmiştir.

Organizasyon: Geyşa'lar bölgesel gruplara ayrılır. Bu bölgere "hanamaçi" yani çiçek mahallesi denir. Her grubun "kenban" denen kayıt bürosu bulunur. Bir Geyşa'nın çalışabilmesi için bu "kenban" lardan birine kayıt yaptırması ve çalışma izni alması gerekir. Her Geyşa grubunun kendi bölgesinde müşterilerini götürdüğü restoranlar bulunur. Bu restoranlardaki randevu, rezervasyon gibi organizasyonlar müşteriye aittir. Ancak müşteri, Geyşa Birliği'nin koymuş olduğu kurallar uymak zorundadır. Geyşa ile birlikte olduğu süre içindeki yemek, yol, barınma gibi tüm masraflardan müşteri sorumludur. Bunun dışında Geyşa ile geçirdiği zaman için ayrıca para öder.

Yiyecek ve İçecek

Japon mutfağında mevsimine göre taze sebze, meyve kullanmak çok önemli. Sushi ise en tazesinden çiğ balık ve sirkeli pilavdan oluşmuş Japon mutfağının en ünlü yiyeceğidir. Ama Japon mutfağı zirveye geleneksel yemeği kaiseki ile ulaşır.


Kasiseki, sashimi, tempura, simmered, vinegared ve ızgara balığı, çorba, pilav ve turşudan oluşan 8 yemeğin adıdır. Bu mükemmel yemek ile en iyi giden içecek ise geleneksel Japon içkisi Sake'dir tabii ki. Japon insanı için yemek keşifçisi diyebiliriz. 110,000 restoranı ile Tokyo'nun size sunacağı alternatifler hayal edemeyeceğiniz kadar. Ayakta yiyebileceğiniz makarnacılardan veya fast food'lardan tutun da, sushi restoranları,ucuz set mönü yemekleri bulabileceğiniz birçok restorana kadar geniş bir alternatifiniz var Tokyo'da.

Japon Mutfağı

Önceleri Japonya dışında pek bilinmeyen Japon yemekleri, son 15-20 yıl içinde tüm dünyada beğeni kazanmıştır. Bugün bu ilgi ile birlikte birçok ülkede Japon restoranları hizmet vermektedir. Dünya mutfak literatürüne Tofu, Saşimi, Suşi, Miso ve Tenpura gibi kelimeler Japon mutfak kültüründen girmiş ve Japon mutfağı günümüzde ünlü dünya mutfaklarından biri olarak kabul edilir hale gelmiştir.

Japon mutfağının özelliği, özellikle deniz ürünleri yemeklerinde çok taze malzeme kullanılması ve deniz ürünlerinin hemen hepsinin çiğ olarak da tüketilmesidir. Çeşit fazla olmamasına rağmen özellikle sunuş şekli açısından damaktan önce göze hitap eder. Yemek kültürü olarak Türk mutfağıyla pek benzerliği yoktur. En göze çarpan özellik, çatal, kaşık ve bıçak yerine haşi (çubuk) kullanılmaşıdır. Geleneksel Japon sofrasında ekmek bulunmaz. Onun yerine her menüde gohan sunulur. Türkiye'deki pirinç pilavının yağsız ve tuzsuz bir çeşidi diyebileceğimiz gohan, menüdeki ana yemeklerle birlikte garnitür olarak yenir. Yine Türk sofra kültüründen farklı olarak, özellikle kış mevsiminde, bazı yemekler sofrada pişirilir. Bunun için özel ocaklı masalar ya da masa için özel olarak üretilen küçük ve alçak ocaklar kullanılır. Genelde topraktan yapılmış içi su dolu büyük bir tencere sofranın ortasındaki ocağa yerleştirilir. Yiyecekler -ki bu tür yemeklerde genelde et, mantar, tofu, lahana ve diğer birkaç çeşit sebze kullanılır- sofraya çiğ olarak getirilir. Herkes kendi istediği yiyeceği alır ve suda haşlayarak pişirir. Böyle yenen iki tür yemek vardır. Bunlar Sukiyaki ve Şabu-şabu'dur. Japon mutfağında sosun çok önemli bir yeri vardır. Her tür yemek için onlarca sos bulunur ancak bunlardan en çok kullanılanı soya sosudur. Klasik bir Japon menüsünde ana yemek ne olursa olsun, yanında mutlaka gohan, birkaç çeşit turşu, çorba ve soya sosu bulunur. Aşağıda Japon mutfağının en ünlü yemeklerinin tanımı bulunmaktadır.

Saşimi; Kısaca çiğ balık olarak tarif edilebilir. Balik eti ince dilimler halinde kesilip soya sosu ve çok ince rendelenmiş wasabi (Japonya'ya özgü bir çeşit yaban turpu) ile servis yapilir. En önemli nokta balığın mutlaka çok taze olmasıdır. Hatta ikizukuri denen saşimi türünde, balık canlı olarak akvaryumdan alınır ve çok hızlı bir şekilde kesilerek şekli bozulmadan tabakta servis yapılır. Bu işlem o kadar hızlıdır ki bazen tabak önünüze geldiği zaman balığın ağzı hala açılıp kapanır durumda olur. Hemen her tür balık kullanılabilir ancak en çok kullanılanlar; ton, karagöz, dilbalığı ve karidestir. Bunlardan başka midye, istiridye, ahtapot ve kalamar da kullanılır.

Suşi; Deniz ürünleri (çiğ ya da pişmiş) yanında çeşitli sebzelerin de kullanıldığı bir başka tür klasik Japon yemeğidir. Saşimiden farklı olarak suşi, sirke, tuz ve seker ile karıştırılmış gohan (suşihan) ile birlikte sunulur. Birçok suşi türü vardır. Bunlar:

Çiraşizuşi: Dilimlenmiş balık etinin, suşihan dolu bir tabağın üzerine bir sıra dizilmesiyle yapılır. Tokyo ve osaka'da ayrı şekillerde yapılır. Bazen balık pişmiş şekilde de servis yapılır.
Nigirizuşi: Hemen hemen başparmak büyüklüğünde sıkılaştırılmış suşihan üzerine çok çeşitli deniz ürünleri yerleştirilmesiyle hazırlanır. En çok bilinen ve bulunan suşi türlerinden biridir.
Makizuşi: Bu tür de en çok kullanılan türlerden biridir. Yaprak şeklinde kurutulmuş deniz yosunun içine önce suşihan yerleştirilir. Suşihanin üzerine ise isteğe göre salatalık, yumurta, çiğ ya da pişmiş balık, sosis, diğer deniz ürünleri gibi çok çeşitli tür yiyecekleriden bir ya da birkaçı yerleştirilip son olarak yosun suşigohan etrafına yuvarlanarak sarılır. Daha sonra isteğe göre kesilerek ya da bütün halinde yenir.
Hakozuşi: (Oşizuşi de denir.) Kalın bir tabaka suşihan ve üzerine balık veya diğer deniz ürünlerini dizildikten sonra preslenip, daha sonra kesilerek servis yapılır. Hakozuşininde bölgelere göre değişen birçok türü vardır.

Tenpura; İlk olarak 16. Yüzyıl'da Portekizliler'in ve İspanyollar'ın ziyaretleri sırasında gelen kızartma yemek kültürünün bir parçasıdır. Adının Portekizce'de pişirmek anlamına gelen tempero'dan geldiği sanılmaktadır. Balık, midye ve çeşitli sebzeler, yumurta, un ve su karışımına batırılıp yağda kızartılır. Soya sosu, tatlı sake ve et suyu ile hazırlanan sos (tsuyu) ile servis yapılır.

Udon: Buğday unundan yapılan bir tür şehriye olan udon, en yaygın yemeklerden biridir. Udon, haşlandıktan sonra, tsuyu ve şekerden oluşan sos ilave edilmiş sıcak suyun içinde çorba gibi servis yapılır. üzerine genelde tenpura, çiğ yumurta, taze soğan ve diğer çeşitli sebzeler de ilave edilir.

Soba: Kara buğdaydan yapılan bir başka şehriye türüdür. Kara buğday, beyaz buğday ve kalınlaştırıcı olarak da yumurta akı ya da tatlı patates püresi karışımına su ilave edilerek hamur haline getirilir. Daha sonra oklava yardımıyla açilip ince ince makarna şeklinde kesilir. Haşlandıktan sonra genelde soğuk olarak hasır bir tabakta servis yapılır. Garnitür olarak tsuyu, kurutulmuş yosun, rendelenmiş turp, wasabi ve ince doğranmiş taze soğan kullanılır.

Okonomiyaki; Biraz mücvere benzer. Su ve un ilave edilmiş yumurtanın içine soba ile birlikte ahtapot, karides, et ve çeşitli sebzelerin ilave edilerek sote edilmesiyle yapılır. üzerine Worchestershire sosunun Japonya versiyonu olan okonomiyaki sosu ilave edilir. Malzemeler isteğe göre değişir. Ayrıca batıdan gelen yeni yemek alışkanlarının etkisi ile ketçap ve mayonez de sos olarak kullanılır. Ana yemek olarak değil, daha çok akşam yemeği öncesi hafif atıştırma yemeği olarak yenir.

Tofu; Dünyanın, bitkisel protein açısından en zengin gıdası olarak bilinir. Hiç yağ içermemesi ve sıfıra yakın kalorisi ile son günlerde başta ABD olmak üzere tüm dünya ülkelerinde yaygınlaşmaya başlamıştır. Tofu, soya fasulyesinin ezilip, elde edilen pürenin haşlanması ve daha sonra posa ve suyun ayrılmasıyla elde edilir. Tofu, posa kısmı kullanılarak yapılır. Tofunun sert ve yumuşak olmak üzere iki çeşidi bulunur. Hemen her tür yemeğe ilave edilebildiği gibi sadece tofu kullanılarak yapılan yemekler de vardır.

Miso; Buharda haşlanmış soya fasulyesi, maya (soya fasulyesi, pirinç ya da buğdaydan yapılmış) ve soya sosu karışımından elde edilir. Özellikle misoşiru (miso çorbası) en basit ve temel Japon yemeklerinden biridir. Miso, protein ve amino asitler bakımından zengindir ancak oldukça fazla miktarda tuz ihtiva eder (%8-15 arası). Miso birçok yemekte tatlandırıcı olarak kullanılır.

Moçi; Özel bir tür pirincin buharda haşlanıp, büyük bir havanda bir ya da bir kaç kişi tarafından dövülerek hamur kıvamına getirilmesi işine Moçi-tsuki, bu yiyeceğe de Moçi ya da Omoçi deniyor. Klasik moçi hazırlanırken haşlanmış pirinçten başka herhangi bir baharat ya da ilave malzeme kullanılmıyor. Ancak mevsime göre baharatlı bitkilerin özleri karıştırılarak hazırlanan değişik tatlarda moçiler de yapılıyor. Hazırlandıktan sonra küçük parçalara bölünerek çeşitli soslarla birlikte yeniyor. Ilk yapıdığında oldukça yumuşak ve elastik bir yapısı olan Moçi, soğuduktan sonra sertleşmesine rağmen, tazeliğini uzun süre koruyor. Sertleştikten sonra fırınlanarak, kızartılarak ya da diğer yemeklerin içine ilave edilerek de yenebilen oldukça lezzetli bir yiyecek. özellikle yıl sonunda moçi-tsuki toplantıları hemen her yerde düzenleniyor. Moçi-tsuki geleneği eski tarihlerde çiftçiler tarafından geliştirilmiş ve günümüze kadar gelebilmiş güzel bir gelenek. Bugün büyük şehirlerde geleneksel yöntemler yerine, sadece pirinç ve su ilavesiyle Moçi pişiren makineler revaçta olmasına rağmen, köylerde hala eski usül Moçitsuki geleneği devam ettiriliyor. Moçi hakkındaki ilginç bir bilgi de her yıl sonu çok sayıda yaşlının Moçi yüzünden hastaneye kaldırılması ve hatta birçoğunun ölmesi. Yukarıda da yazdığım gibi, Moçi oldukça elastik bir yapıya sahip. Bu yüzden ağızda iyi çiğnenmezse çok zor yutuluyor. Yaşlılar, çiğneme zorluğu çekseler bile, geleneklerinden taviz vermeden Moçi'leri kahramanca götürüyorlar. Bu yüzden yıl sonlarında "boğaza Moçi tıkanması" vakalarına sıkça rastlanıyor.

Tüm bu yiyecekleri denemek için Japon'ya ya kadar gitmenize gerek yok. Ortaköy'de hizmet veren Tokyo Restaurant'ta geleneksel Japon Mutfağının tüm bu lezzetlerini tadabilirsiniz.

Bunları görmeden dönmeyin

Büyük şehirlerdeki birçok çağdaş galerinin dışında, kültürel hazineler ve tarihi eserler genelde tapınaklarda bulunan özel bölümlerde sergilenir. Bu tapınakların en ünlülerinden biri Kyoto'daki Myohoin tapınağıdır. Önemli galeri ve müzelerin bir çoğu Tokyo'da bulunur. Bunların en nemlisi, aynı zamanda ülkenin de en büyük müzesi olan Tokyo Ulusal Müzesi'dir. Bunun dışında Kaligrafi Müzesi, Ulusal Batı Sanatları Müzesi, Meici Tapınağı Müzesi ve Japon Halk Sanatları Müzesi sayılabilir.

Japonya'da turist olmanın en güzel tarafi belki de turistik bölge aramaya gerek olmayışıdır. Ülkenin hemen her yerinde tarihi eserlerin sergilendigi müzeler ya da kendisi başlıbaşına tarihi eser olan birçok yapı bulmak mümkün. Dahası tarihi eser merakınız yoksa bile, ülkenin her yerinden fışkıran doğayı gezmek yeterince eğlenceli ve dinlendirici. Yine de başlıca görülmesi gereken şehirler olarak, en büyük şehir olan Tokyo, Japonya'nın Venedik'i Osaka, tarih ve doğanın içiçe olduğu Kyoto ne Nara, tropikal iklimin cömertçe süsledigi Kyuşu ve Okinawa, gelişmiş bir şehir ve inanılmaz doğayı aynı anda -atom bombası müzesini gezdikten sonra boğazınıza oturan yumruğu yutmaya çalışarak da olsa- görebileceginiz Hiroşima en göze çarpanlar. Ancak yukarıda da bahsettigim gibi en ücra köşede bile mutlaka tarihi bir tapınak, bir müze ya da cennet gibi bir park bulabileceginiz, turistik açıdan çok elverişli bir ülke.

1) Imperial Saray'ından Ginza'ya kadar yürüyüş.
Japonya dünyadaki en pahalı ülkelerden biri. Saray Meiji Restorasyon'undan (1868) sonra Kraliyet Aile'sinin yerleşimi olmuştur. Sarayın doğu bahçesi şuan halka açık. Gezmenizi tavsiye ederiz. (Tokyo İstasyon'undan 10 dakika) Ginza Caddesi Kraliyet Sarayı'ndan yürüyerek 15 dakika tutuyor. Burada Batı mimarisinin etkisinde kalmış birçok yapı görebilirsiniz. Bununla birlikte lüks alışveriş mağazalarını bulabileceğiniz bir yer.

2) Shibuya'dan Harajuku'ya kadar yürüyüş.
Shibuya Japon gençliği arasında en popüler yerlerden biri. Buraya JR, veya Tokyo metrosuyla çok kolay ulaşabilirsiniz. Bu çevrede karşınıza çıkacak şey ise büyük department stores, sinemalar, fast food, international ve her bütçeye uygun restauranlar. Harajuku'nun eskiye nazaran bir moda merkezi olarak geliştiğini söylersek yanılmayız sanırım. Ana cadde boyunca uzanan butik, stilist dükkanları, cafe ve restaurantlar, Harajuku Fashion diye bir kavram yaratmıştır.

3) Sumida Nehri Gezisi
Sumida Nehri için geziler Azuma Köprüsünün yanındaki iskeleden kalkmakta. Bahar çiçek, yaz havai fişek, kış da kar getirir Sumida'ya. Ve bunların eşliğinde bot gezintisi Tokyo'da yapacağınız en güzel etkinliklerden biri olacak.

4) Shitamati Yürüyüş
Asakusa tapınağının kapısı geçmişten bugüne kadar ayakta ve birçok mevsim festivali bu civarda yapılmakta. Buraya yapacağınız bir gezi eğlence ve gelenekleri sürdüren bugünkü Japonya'yı görmenizi sağlayacak.

Başa dön





Tatil.com
Rezervasyon ve Yardım Hattı

Çalışma Saatlerimiz
Pazartesi - Cuma
09.00-20.00
Cumartesi
09.30 - 17.00


HABERTURK Tatil sayfalarında yer alan tüm metin, resim ve içeriklerin telif hakları Tatil.com 'a aittir.
Hiçbir şekilde basılı veya elektronik bir ortamda izinsiz kullanılamaz ve kopyalanamaz.
Tatil.com ve HABERTÜRK işbirliği ile hazırlanmıştır